Yaşadığınız çevre, aile, iş ve okul yaşamı, bir günü, değişik ruh hâllerine bürünerek tamamladığınız psikolojik bir döngüdür. Birbirine, iç içe geçirilmiş halkalarla bağlı olan bu döngüde tökezleyip düşmemek, ayakta kalmaya çalışmak bazı durumlarda zor olabilir.
Yaşanılan bu debdebeli dönemlerde öncelikle aile, arkadaş, öğretmen veya yakın akrabalar gibi kuvvetli ilişkilerin kurulduğu insanların kapıları çalınır çünkü insanlar, dertlerini birbirleriyle paylaştıklarında rahatladıklarını, karşı taraftan aldıkları destek ve tavsiyeler sayesinde bu problemleri aşabildiklerini dile getirirler.
Yakınlarınız, sizin üzülmenizi isteyecek son insanlardır. Bu yüzden size ellerinden geldiğince destek olmaya çalışıp, eski neşenize yeniden kavuşmanız için çaba sarf ederler. Peki, bu çaba ne kadar kaliteli olur? Yaşadığınız sorunları yakınlarınızla paylaşmanız ve bunun sonucunda onlardan yararlı bir karşılık almayı beklediğiniz bu gibi durumlarda avantajlarınız olabileceği gibi dezavantajlarınız da olabilir.
Bu dezavantajlardan ilki, bu kişilerin sizi çok iyi tanıyor olmalarıdır. Bu durum, kişinin size, sorunlarınıza veya kendi yorumlamalarına karşı olan objektifliğini tamamen yok edebilir. Kişi, sizi hangi durumların üzeceğini veya sinirlendireceğini çok iyi bildiği için aslında atlanmaması gereken bir noktanın üzerini bilerek çizip, belki de sorunu kökten yok edecek bir çözümü de görmezden gelebilirler. Diğer biri, bu kişilerin de bazı sorunları olabileceğidir. Bu durumda, gereken dikkati size ve sorunlarınıza veremeyerek, yaşadığınız sorunların tamamen ortadan kaldırılması konusunda size yeteri kadar yardımcı olamayabilirler. Dezavantaj olarak kabul edebileceğimiz bir diğeriyse, boş ver, üzülme, unut artık vb. gibi sözlerle sizi teselli etmeye çalışmalarıdır. Bu, sorunların tamamen ortadan kaldırılması yolunda kalıcı bir çözüm değildir.
Bazı insanlarsa, yaşadıkları problemlerin başkaları tarafından bilinmesini istemedikleri için üzüntülerini, dertlerini kendi içlerinde yaşarlar. Kişilerde, ben tüm bunların üstesinden gelebilirim, her şeyi kendi başıma halledebilirim tarzı düşünceler ağır basmaktadır. Ancak, bu tarz düşünce ve davranışlar, bazı durumlarda kişiyi daha büyük bir çıkmaza doğru sürükleyebilir. Örneğin kişinin problemlerinin nedeni, yıllar önce bir defans mekanizması geliştirerek bastırmış olduğu, kendinin bile hatırlamadığı bir anısı olabilir. İnsan, kendini her ne kadar tanırsa tanısın, bilinçdışında sahip olduğu gizli dünyaya kendi kendine ulaşması zordur.
Peki, psikologlar yukarıda anlatılan durumlardan farklı olarak nasıl hareket ederler?
Yardım veya tavsiye almak üzere gitmeye karar verdiğiniz psikoloğu tanıyor olmamanız, en gizli ve özel anılarınızı, geleceğe dair isteklerinizi veya yaşadığınız problemleri, utanmadan, birilerine anlatılacak kaygısı taşımadan, açık açık dile getirecek olmanızla birlikte, terapi süreci boyunca kendinizi daha rahat hissetmeniz açısından oldukça önemlidir. Ayrıca psikologlar, sizi, yaptığınız hatalar yüzünden yargılamaz veya suçlamazlar. Bu yüzden, olanları psikoloğunuza en doğru şekilde anlatmanız, çözüme giden yolda hızın giderek artırmasını sağlar.
Psikologlar, aldıkları psikoterapi eğitimlerinden yola çıkarak danışanlarına sordukları sorularla, danışanları hakkındaki gerekli psikolojik bilgilere ulaşıp su üstüne çıkamayan travmaları, bastırılmış duygu ve anıları da ortaya çıkarabilirler. Böylelikle, nedenleri bulunamadığı için tedavi edilmesi güç olan problemler de çözüme kavuşturulabilir.
Psikoterapi yöntemi nedir ve tedavi süreci nasıl ilerler?
Psikoterapi, psikolojik sorunlar yaşayan veya psikolojik bozuklukları olan kişilere uygulanan ve bu kişilerin, yaşadıkları problemlere vâkıf olmalarını sağlayan, bu problemler hakkında çözüm önerileri üreten, mevcut ruhsal sağlığın korunması ve iyileştirilmesini amaçlayan çok çeşitli bir tedavi yöntemidir. Psikolojinin en önemli temsilcilerinden biri olan Sigmund Freud’a göre psikoterapi, bir konuşma tedavisidir. Freud ve Joseph Breuer’in hastalarından biri olan ve adı tıp literatüründe Anna O. olarak geçen bir kadın, konuşmayı bir baca temizliğine benzeterek, konuşmanın ruhunu arındırdığını dile getirmiştir. Bir histeri vakası olan bu kadınla birlikte, günümüzdeki psikanalizin tohumları ekilmiş, tedavinin konuşarak da yapılabileceği fikri açıkça ortaya atılmıştır.
Tedavi sürecine gelecek olursak, psikologlar, öncelikle, danışanlarının yaşadıkları sorunları, zorlukları veya psikolojik bozukluklarını dinler ve bunlara neden olduğunu düşündükleri bazı faktörleri danışanlarından öğrendikten sonra, aldıkları çeşitli eğitimler sayesinde edindikleri bilgiler ışığında analizlerini yaparak danışanları hakkında genel bir tablo oluştururlar. Tablo belli olduktan sonra, kişiye uygun tedavi yöntemi belirlenir ve süreç, bir hafta veya on beş gün arasında değişen bir arayla, birbirini takip eden seanslar şeklinde devam eder. Kişinin problemleri çözümü kavuşturulduğunda veya psikolojik bir rahatsızlığı varsa ve bu rahatsızlığın emareleri tamamen ortadan kalkmışsa da terapi süreci sona erer.
